2 Nisan 2012 Pazartesi

Şangay'da tanıştığım mütevazi pasta ustası

Şangay'a geleli henüz 2 ay olmuştu. Burada yaşayan Türk hanımların ayda bir öğle yemeğinde buluştuğunu öğrenmiş ve bir tanesine kucağımda Su'yla katılmıştım. Orada Kuğu ve Sinem'le tanışmış, kanımız hemen kaynamıştı.
Hemen ertesinde bir kez daha buluşmaya karar verdik. Yasemin de gelmişti o günkü buluşmaya, oğlu Emir'le birlikte. Sinem uzun süredir buradaydı ve şehre hakimdi. Kuğu, Şangay'a yeni gelmişti ama uzun süre başka bir Çin şehrinde yaşadığı için alışkındı ve fena halde hamileydi. Yasemin'le ben, sudan çıkmış yeni balıklar olarak post Çin'e göçme sendromundan muzdariptik.



O günden sonra dördümüz bir daha buluşmadık, ama seyrek de olsa farklı vesilelerle ve farklı kombinasyonlarla bir araya geldik. Bayram kutlamalarında karşılaştık.
Sinem 2010'da Türkiye'ye döndü, Kuğu doğurdu, kızı Arya şimdi 2 yaşında, geçen yıl sonunda eşinin memleketi Danimarka'ya göçtüler. Yasemin hala burada.
Dün gece facebook'ta denk geldim Yasemin'e ve eşinin ahçı olduğunu öğrendim. Yasemin'in profil fotoğrafı eşiyle birlikte oldukları bir kareydi ve ben bu adamı tanıyordum! Ama nereden? Google'ın da yardımıyla sonunda jeton düştü. Yusuf Usta'yla geçtiğimiz 29 Ekim resepsiyonunda tanıştığımı hatırladım. Büfedeki servisi kontrol ediyordu. Ben de eşimin bir kokteyl projesiyle ilgili olarak Türk yemekleri servisi hakkında bilgi almak üzere yanına gitmiş ve konuşmuştum. Tanıştığım o mütevazi Yusuf Usta meğer müthiş bir pasta ustasıymış. Dün gece sayfasındaki tasarımları görünce ağzım açık kaldı ve keşke onunla tanıştığımda bilseydim, saygılarımı sunsaydım diye hayıflandım.
Ne cevherlerimiz var... Biz kavga ederken kaçırdığımız ne cevherler. Bakınız: http://www.yusufyaran.net/

28 Mart 2012 Çarşamba

Sokak Yemekleri 1

Şangay'da 2,5 yıl içinde, çok merak ettiğim halde hiç sokak yemeği yiyemedim. Nedeni aşağıdaki görüntülerde. O yüzden sokak yemekleri hakkında bilgim yok, sadece görüntüleri paylaşmakla yetiniyorum.

Burası evimizin ve Su'nun okulunun üzerinde bulunduğu Weihai Caddesi'ni kesen bir ara sokak. En sosyetik mağazaların bulunduğu ünlü Nanjing Caddesi ile bizim caddeyi birbirine bağlıyor. Sadece yaya, motorsiklet ve bisikletlerin geçebildiği bu dar sokak, gökdelenlerin arasına sıkışmış, muhtemelen son günlerini yaşayan eski bir mahallenin de içinden geçiyor.  Hemen girişinde, yanından geçerken kokusu iştah açıcı olan ama kafayı uzatınca görünen manzarayla mide bulandırıcı bir sokak satıcısı var. Müşterisi oldukça çok. Özellikle sabahları ve okul çıkışlarında...

Siparişlerini bekleyen sabırsız müşteriler...


İçeride sol tarafta bir adam hamur açıyor. Hamurun içine, sarımsı bir başka macunu yedirerek hazırlıyor. Kadın da kocaman bir kazanın içinde kızartma yapıyor. 


İşte videosu

video

Kullandıkları aletleri ve bezlerini burada yıkadıklarını görünce...


Arkası yarın...


14 Mart 2012 Çarşamba

Çin Meyveleri Tanıtma Serisi 3


Rambutan

Çince 韶子 (sháo-zi)
İngilizce Rambutan
Türkçe ???? 
(Benim koyduğum isim Hayvan. 
Çünkü Muppet Show’un davulcusuna çok benzetiyorum. )




Benzemiyor mu ama? Bagetleri eksik valla!

Rambutan, Sapindaceae ailesinden, 12-20 metre yüksekliğinde, yaprak dökmeyen tropik bir meyve ağacıymış. Anavatanı Malezya ve Endonezya olmakla birlikte, Vietnam ve Filipinler gibi Güneydoğu Asya’daki pek çok bölgede yetişiyormuş. Çin’de ekildiği bölgeler, adı geçen ülkelere paralel kuşakta yer alan Hainan Adası, Baoting Li ve Sanya.


Şangay’a uzak olan bu bölgeden bizim manava plastik kutular içinde gelen ve asla görseldeki kadar taze görünmeyen rambutan, favori listemizde değil. Çünkü saçaklı kabuğunu soyduktan sonra ortaya çıkan, ejderha gözüne çok benzeyen meyvenin çiğnenmesi zor, kayıyor ağzınızda sürekli. Zıpır bir şahsiyet, tıpkı davulcu Hayvan gibi.







Bademe benzettiğimiz ama bilmediğimiz için yemediğimiz gevrek çekirdekleri, az önce öğrendim ki çiğ yendiğinde zehirli etkiye sahipmiş. Ama pişirildiğinde yenebiliyormuş. O kısmı eksik kalsın.

Meyvenin besin değerleri ve daha detaylı bilgiler için: http://www.rambutan.com/Nutrition.html 


12 Mart 2012 Pazartesi

Çin Meyveleri Tanıtma Serisi 2


2012 Ejderha Yılı şerefine ejderha gözüyle başladık, 
ejderha meyvesiyle devam edelim.


Pitaya

Çince 火龍果 Huǒ lóng guǒ 
Türkçe Ateş ejderhası meyvesi
İngilizce Dragon Fruit

Hylocereus cinsi çeşitli kaktüs türlerinin, tatlı pitaya olarak adlandırılan meyvesidir.

Bu meyvenin bir kaktüs meyvesi olduğunu bilmiyordum. Üstelik anavatanı Çin ya da Asya değil Meksika, Orta ve Güney Amerika imiş. 


Buraya ilk geldiğimizde bir lokantada meyve tabağında servis edildiğinde, ne tatlı, ne ekşi, ne de mayhoş olan, kısacası bana göre hiçbir tadı olmayan bu meyveye gıcık olmuştum. 
Sonra Su sevmeye başladı. Bize de o sevdirdi desem pek yerinde olur. Şimdi sık sık alıp yiyoruz. Doğrusu incir ya da nar gibi çekirdekli meyvelerle arası nahoş olan kızımın, bu meyvenin çörek otuna benzeyen siyah çekirdekleriyle hiç sorun yaşamaması beni hala şaşırtıyor ama meyve yesin de ejder meyvesi olsun deyip, sesimi çıkartmıyorum.


Soyarken seyretmeye doyamadığım pembe beyaz bu görüntü, ejder meyvesinin 
en hoşuma giden yanı. 



Pitaya meyvesini veren Hylocereus kaktüsü, başka ağaçların üzerine sarılarak büyüyen bir bitki. Sadece geceleri çiçek açıyormuş. Büyük beyaz kokulu çiçekleri tipik şeklinden ötürü ay çiçeği veya gecenin kraliçesi olarak da anılırmış.

Bu güzel çiçekleri bir videoda izlemek isterseniz...


9 Mart 2012 Cuma

Şangay'da 8 Mart 2012

Susan ve Weiqing yaklaşık 1 yıldır Şangay'daki en yakın arkadaşlarım. Su'nun sınıf arkadaşları Joy ve Samantha'nın anneleri. Arkadaşsız geçirdiğim 1,5 yılın üstüne ilaç gibi geldiler. İkisi de benden genç ama samimi ve rahat hatunlar oldukları için, kızlarımızın aynı sınıfta olması dışında neredeyse hiç ortak ilgi alanımız olmamasına, onların çalışan anneler olmasına rağmen bana yaren oldular. Şangay'ı daha iyi tanımam ve Çinlileri daha iyi anlamamda çok etkileri oldu. Çinceme pek katkıları olmadı çünkü çok hızlı konuşuyorlar. Hele kendi aralarında Çince konuştukları zaman, sadece dinleme alıştırması yapmış oluyorum, arada yakalayabildiğim 2-3 cümleden konuyu kaptırabilirsem ne ala. 

Okulda her gün kızları alıp-bırakırken yaptığımız kısa sohbetlerin dışında, komşu da olduğumuz için sık sık kızlar oynasın diye buluşuyoruz, arada kızları okuldan almadan kahve içiyoruz, okula birlikte yürüyoruz, görüşemezsek telefonla hal hatır soruyoruz, seyrek de olsa ailecek yemek yiyoruz. Geçen yaz birlikte havuzlara, tiyatrolara, parklara, yunus gösterilerine gittik, vs vs...

Dün de üçüncü kez öğlen yemeği için buluştuk. Tesadüfen ilk yemeğimiz benim doğumgünümdeydi (26 Ekim 2011). O gün yemekte söylemedim doğumgünüm olduğunu, ertesi gün muhabbet arasında kaçtı ağzımdan. Kızdılar, "aşkolsun, yemeğini ısmarlardık" dediler. Ertesi buluşmamızda Susan "inanmayacaksınız belki ama, bugün de benim doğumgünüm" (15 Aralık 2011) dedi. Dün de 8 Mart Dünya Kadınlar Günü'ydü. Bir sonraki buluşmamızı da yaklaşmakta olan Weiqing'in doğum gününde (26 Mart 2012) Türk lokantasında yapmaya karar verdik. Bir şekilde hep özel günlere denk gelen buluşmalarımızı dün nihayet fotoğrafladık da.


Chengdu Lu'da, esnaf lokantası tarzında küçük bir Tayland lokantasında hem çok ucuza, hem de çok lezzetli doyduktan sonra, ısrarlarıyla ikisinin haftalık Perşembe rutinine ben de katıldım ve bizim sitenin arkasındaki (Dagu Lu) masajcıya gittik. Kadınlar günü olması vesilesiyle de erkek masajcı istedik. Başım ağrımaya başlıyordu, belki ona da iyi gelir diye umuyordum.
(Erkek masajcı istememizin bir başka nedeni daha vardı. Geçenlerde kızları almaya giderken Susan manikürcüde ayaküstü kırılan tırnağını düzelttirdi. Orada erkek manikürcüye el bakımı yaptıran yaşlı hanım'a Weiqing "hiç erkek manikürcü görmemiştim, memnun musunuz servisinden?" diye sorunca, yaşlı hanım çok memnun olduğunu, zaten Ying Yang dengesi açısından da bu işlerde mutlaka karşı cinsten servis alınması gerektiğini söylemişti. Yani kadına erkek masajcı, erkeğe kadın masajcı. Yazın soğuk meyve, kışın sıcak meyve.)

Loş, mum ışığıyla aydınlatılmış, tütsü kokulu, çok hafif new age müziğin çaldığı salonda, yumuşak deri koltuklara gömüldük. Önce ayaklarımızı, içinde özel bir karışımın olduğunu gördüğüm sıcak suyla dolu tahta fıçıların içinde beklettiler. Sonra tam 30 dakika birine, 30 dakika da diğerine olmak üzere toplam bir saat boyunca ayaklarımıza yağlı masaj yaptılar. Çenemiz durmadı tabii, Weiqing'in telefonu da...
Doğrusu masaj benim alışkın olduğum bir şey değil. Taşındığımızdan beri bir kez bile gitmedim (nedenleri yazının sonuna sakladım). Ama Susan ve Weiqing her hafta Perşembe günü gidiyorlar. Hem vücut hem de ayak masajına. Buranın 3000 yıllık terapik kültürü bu. İnkar edecek durumda değilim elbette. Ama rahatladım mı? Ayaklarım kanatlandı mı? Yok öyle bir şey hissetmedim, valla. Sırasında da, sonrasında da beni benden alan bir şey yok. Kırık Çincemle sorduklarım, delikanlının kırık İngilizcesiyle cevapları ve arada arkadaşlarımın tercümeleri, sonra da eve gelip de okuduklarımdan öğrendim ki, zaten ayak masajı benim zannettiğim şey değilmiş. Şöyleymiş: 

Ayak Masajı, stres ve yorgunluk gibi nedenlerden dolayı bloke olmus enerji kanallarını doğal akupresür yöntemi (Akupunktur noktalarına parmakla bastırmak) ile açarak kişiyi rahatlatır ve hastalıklara karşı bağışıklık sisteminin güçlenmesine yardımcı olur.
Ayak Masajı, ayaklarda bulunan sinir uçlarına parmak ile bastırarak uygulanır. Bu sayede vücudumuzda bulunan 62 bölge uyarılabilmektedir. Masaj sırasında kişinin verdiği tepkilerin değerlendirilmesi sonucu geçirmiş olduğu rahatsızlıklar, stres durumu ve uykusuzluk gibi sorunları konusunda bilgi sahibi olunabilir.
Sağ Ayak
1 Böbrek
2 Mesane
3 Üretra
4 Cerebra (Beynin içerdiği iki lobun ön kısmı)
5 Hipofiz
6 Burun
7 Beyincik
8 Göz
9 Kulak
10 Hipotiroid
11 Akciğer / Nefes Borusu
12 Karaciğer
13 Mide
14 İnce Bağırsak
15 Anüs
16 Üreme
17 Yumurtalıklar / Testisler  
Sol Ayak
1 Böbrek
2 Mesane
3 Üretra
4 Cerebra (Beynin içerdiği iki lobun ön kısmı)
5 Hipofiz
6 Burun
7 Beyincik
8 Göz
9 Kulak
10 Hipotiroid
11 Akciğer / Nefes Borusu
12 Kalp
13 Mide
14 İnce Bağırsak
15 Anüs
16 Üreme
17 Yumurtalıklar / Testisler
Bana masaj yapan delikanlı dedi ki, tabanlarımda hiç sıcak nokta yokmuş, yani sağlıklıymışım. Oysa o sırada berbat bir baş ağrısı çekiyordum. Söyleyince, kafa masajı yapalım dedi. Zaman yoktu, içtim bir ağrı kesici 15 dakikada geçti. =)
Ne bileyim işte ben böyleyim, biraz kestirme yollar peşindeyim her daim. Hızlı yaşa genç öl, cesedin yakışıklı olsun'cuyum. Bir de Şangay'a yerleştikten 6 ay sonra, gelmeden önceki tüm mistik meraklarımı geri dönüşmeyecek şekilde çöpe attım. Burada yaşadığım en büyük şok (düşkırıklığı) galiba buydu. 
Gelirken hayallerim vardı, yingyang, taichi, çin tıbbı, masaj teknikleri.... hepsi gizemli, sihirli formüller; kainat sırlarına, insana ve kendime yaklaşmanın farklı yolları gibi görünüyordu. Burada tüm bunlarla dengelenmiş evrensel ve insani enerjiler, ilham veren köşeler, erdem, bilgelik, akıl ve engin kültür yüzüne yansımış insanlar bulmayı umuyordum. Ama Şangay'da yaşamaya başlayınca anladım ki, bu tekniklerin benim yüklediğim kadar yoğun, derin anlamları ve sihirli güçleri yok. Çünkü insanlarda derin bilgelik, erdem ve kültür yansıması yüzler yok. Çarpınca özür dilemek bile yok. Sokakta yürürken tükürmeye gelince çok. Bende kabahat, zaten hayal ettiğim gibi olsaydı bugün Çin bir cennet, Çinliler de dünyanın en mutlu insanları olurdu. 
Her şeye rağmen dün zihnimde yereden, ikisi Çinli üç hanımın, ayaklarına masaj yapan Çinli delikanlılar fotoğrafı, en komik 8 Mart Dünya Kadınlar Günü fotoğraflarından birisiydi.
Bir yandan da tuhaftı, güzeldi. Her zamanki gibi, benim için aslında olduğundan daha fazlasıydı. Ötesi berisi, önü arkası, altı üstü vardı, düşünülecek, kaşınılacak, kazınacak... yazılacak.

1 Mart 2012 Perşembe

Yeniden Dönerayak

Başlayalı beridir, düzenli yazmakta pek başarılı değildim.
Kurgum bu şekilde nedense. Blog yazmaya karar verdim ve iki tane birden başlattım. Sonra ikisi birden kaldı. İş hayatımda da hep en az iki iş birden yaptım. Şimdi radyoculuk işim elimden alınmış durumda, zaten ikinci işimi de bırakmıştım. Hooop!! Boşa çıktım. 

Çin'de yaşamaya başladığımızdan buyana geçen 2,5 yıla dönüp baktığımda idrak ediyorum ki, bu uzun zaman, alışmak, yerleşmek, işi oturtmak, dil öğrenmek, arkadaş edinmek ve kızı büyütmekle geçmiş. Ekstra bir şey yapmaya gücüm de zamanım da yokmuş aslında. 

Herneyse, Su'nun Eylül 2011'de tüm gün okula başlaması, Aralık 2011 itibariyle benim yoğun Çince kursumun sona ermesi, Batı yeniyılı, Çin Yeniyılı derken uzun tatillerin de bitişiyle, 6 Şubat 2012'de kendimi haftanın beş günü, 10.00-15.30 saatleri arasında (erişkin hayatımda ilk kez) işsiz güçsüz... mecburiyetsiz, keyfi buldum. 
Bocalıyorum aslında, ne yalan söyleyeyim. 42 yaşındayım ve hayatımda ilk kez 5,5 saatlik blok boş zamana sahibim. (Elbette bu süre içinde alışveriş yapıyor, yemek pişiriyor, evi derliyor topluyorum. Ama bunları zaten yapıyordum.) 
Yani şu lükse bakınız. =)))

Şubat ayı biraz tembellik ettikten sonra huzursuzlanmam nedeniyle, kendimi neyle meşgul edeceğimi düşünerek geçti. Alışmadık bünyede boşluk durmuyor. =p
Aklımdakileri gerçekleştirdikçe, buradan paylaşacağım sizlerle. 

Bugün 1 Mart 2012. 
Ve bugün Çin Meyveleri Tanıtma Serisi'nin ilk günü. 
Puha ha ha!!!! 
Yok valla şaka yapmıyorum. Gayet ciddiyim. Burada daha önce yemediğimiz hatta görmediğimiz bir sürü meyve yemeye başladık. Son 6 aydır başladık. Ondan önce nedense (göç psikolojisinin inkar ve reddediş safhası nedeniyle olduğunu düşünüyorum) pek denemiyorduk. Bir de Çince konuşamadığımız için alışverişte sohbet edip, sorma şansımız olmuyordu. 
Şimdi yukarıda adı geçen, yoğun Çince kurslarının ardından, "bunun adı ne, nasıl yeriz, tadı güzel mi, hangisi güzelse ondan ver" geyikleri yapabiliyorum. Söylediklerinde çok uzun değilse adını aklımda tutabiliyorum. Her neyse lafı hep uzatıyorum galiba.... 

İşte bugünkü meyvemiz!

Longan (Dimocarpus longan) 



Çince  龙眼 (lóngyǎn) 
kurutulmuşuna guiyuan diyorlar, onu henüz tatmadım

İngilizce Dragon Eye

Türkçe Ejderha Gözü


Güney Çin'e ait yerel bir tropikal ağaç. 12m'ye kadar büyüyebiliyormuş. 
Ne yazık ki ağacını görmedik henüz, kendisini aşağıdaki görünümüyle tanıyoruz.



Eve getirip başlıyoruz çıtır çıtır kabuklarını soymaya. İçinden sert jöle görünümünde bir meyve çıkıyor. Şuna buna benziyor demek istiyorum, damağınızda canlansın diye ama, bizim hiçbir meyvemize benzemiyor. Ortasında kocaman bir çekirdeği var. Oldukça tatlı. Su bayılıyor. Ama elleri yapış yapış olduğu için kabuğunu bana soydurup, hazıra konmayı tercih ediyor haspa!





Son olarak manavımız olan ailenin bir fotoğrafını koymak istiyorum. Dükkanda genelde anne ve kız duruyor. Bazen 15-16 yaşlarında olduğunu tahmin ettiğim, okula gitmeyen kızın tek başına idare ettiği de oluyor. Geçenlerde anneyle sohbetledik biraz. Bana yaşımı sorduktan sonra "geç anne olmuşsun" dedi. Kendisi 18 yaşında doğurmuş. Fotoğrafta sağda atkuyruklu olan kız, anne müşteriye bakıyor, direğin arkasında kalmış. Fotoğraf çekme iznini de babadan aldım. 




Çin'de yabancılara özel hayatları hakkında sorular sormak ve yorumda bulunmak çok normal kabul ediliyor. Ama aynı şeyi siz yaptığınızda pek hevesli olmuyorlar anlatmaya. O yüzden ben sormadan dinlemeyi öğrendim. 
Yaş mevzuu açılınca benzer bir başka anım geldi aklıma. Su'yla bindiğimiz bir taksinin şoförü, "bu kız senin mi?" dedi.  Evet deyince. "Ama sen yaşlısın. Bu çocuk çok küçük, neden bu kadar geç evlendin?" dedi. Fesüphanallah! Kızdım ama, "Sana ne be kardeşim!" demeyi bilmiyorum Çince. 


Efendim, bugünlük bu kadar. Kimbilir ne zaman (ama istiyorum ki yakında) Çin Meyvelerini Tanıtma Serisi'nin ikinci bölümünde Şangay'daki hayatımızdan ilahi komiklikler!!!! aktarmaya devam edeceğim.  

Bu arada; Ejderha Gözü ile ilgili daha çok şey okumak isterseniz internet sizin efendim. Buradan başlayabilirsiniz:  http://tr.wikipedia.org/wiki/Longan






23 Şubat 2012 Perşembe